A Harfi Ansiklopedi Kimdir

AKAMANIŞLAR

Soylu Paşargada kabilesinin bir koludur. Adını, efsanevî ataları Akamanış’tan alır. Akamanış’ın torunlarından biri olduğu sanılan büyük 2. Keyhüsrev, M.Ö. 550 yıllarında aynı adı taşıyan hükümdar sülâlesini kurdu. Bu sülâle ilkel on İran kabilesini bir araya topladıktan ve Med hükümdarı Astiages’i yendikten sonra, eski doğu ülkeleri üzerinde hüküm sürdü ve 6. yüzyılın ortalarından 4. yüzyılın sonlarına kadar yavaş yavaş burada birliği sağladı. Keyhüsrev, 546’da Küçük Asya’yı, 530’da Babil krallığını aldı. 525’te Kambyses Mısır’ı işgal etti. Ondan sonra gelen hükümdarlar, Dara 490’da Marathon’da geri çekilmek zorunda kaldığı, Kserkses de 480’de Salamis’te yenilgiye uğradığı için, Avrupa Yunanistanını işgal edemediler. 5. ve 4. yüzyıllarda Yunanlıların iç anlaşmazlıklarında söz sahibi olan İran hükümdarları Büyük İskender’e karşı duramadılar ve sülâlelerinin son temsilcisi olan 2. Dara, 331’de Arbela’da Büyük İskender’e yenildi. Bir yıl sonra 330’da Dara kendi adamları tarafından öldürüldü.

Akamanışlar’ın sanatı, 12. yüzyıldan itibaren seyyahların bahsettikleri Parsa (Persepolis) harabeleriyle, ancak 1852’ye doğru Loftus’un bulduğu Sus harabelerinde ortaya çıkmıştır.

Akamanış mimarîsi, sarayların kapı ve pencerelerinde taş kullanmıştır. Bu binalar alçak kabartmalarla süslü merdivenler vasıtası ile çıkılan kayalık tümsekler üzerine inşa edilmiştir. Bu mimarî, bol sütunları ile dikkati çeker. Karakteristik âbidelerinden biri olan Apadana, geniş bir divanhanedir. Çatısı 20 metre boyunda ve 6’şarlı 6 sıra halinde bulunan sütunlara dayanır. Bu sütunların, birbirine yapışık iki boğanın veya kartal başlı arslanın (griffon) göğsünde teşekkül etmiş tipik başlıkları vardır. Tavan kirişleri bu başlıklar üzerine oturtulmuştur. Pasargada’da Keyhüsrev’e atfedilen, basamaklar üzerine oturtulmuş dört köşe taş âbide müstesna olmak üzere, kaya cidarlarına oyulmuş hükümdar mezarlarında, Persepolis ve Nakşi Rüstem’de olduğu gibi kayaya oyulmuş, etrafı sütunlu bir kapı bulunur. Bu kapının üstünde, hükümdarı muazzam bir sedire oturmuş olarak gösteren alçak bir kabartma vardır. Yığma taştan inşa edilmiş ve pencereyi andıran siyah taşlarla süslü, dört köşe kule biçimindeki yapılara ateş tapınaklarında rastlanır. Nakşi Rüstem çevresinde dört köşe taştan, alçak kabartma halinde mazgallarla süslü ateş mihrapları bulunur. Sarayların duvar diplerinde muhafızları, cizye ödeyenleri ve saray mensuplarını sonu gelmeyen diziler halinde gösteren mimarî veya süslemede kullanılmış alçak kabartmalar görülür. Hükümdar, muazzam tahtının üstünde bütün ihtişamı ile oturmaktadır. Behistun kayalığı üzerindeki Dara’nın alçak kabartmasında görüldüğü gibi, imparatorluk yolları üzerinde, şanlı vakaları hatırlatan izlere rastlanır.

Sarayların tuğla duvarları, Babilonya’da olduğu gibi cilâlı süslemelerle kaplıdır. Akamanışlar, pişmiş kil yerine halk arasında mine hamuru denilen bir tarz kullanırlardı. Dara’nın Sus’taki sarayından gelme Okçular panoları bu şekilde yapıldı. Bu saray yangında harap oldu, Artakserkses Mnemon tarafından restore edildi ve lâcivert zemin üzerinde kuvvetle beliren, postları hayalî renklerle boyanmış garip hayvanlar, gezinen Arslanlar ve Ebülheul’lerle süslendi.

Dara’nın başkanlık mührü çok güzel bir süsleme sanatı örneğidir. Bu mühür, silindir şeklindeki mühürlerin birçokları veya kralların ve satrapların tasvirlerini taşıyan paralar gibi ince bir zevkle işlenmiştir. Persepolis hazineleri ile «Oxus» denilen hazine, Hemedan’dan gelen kıymetli maden parçaları, bir Sus mezarında bulunan İran’lı bir prensin mücevherleri, kuyumculuğun gelişmesine yarayan çeşitli akımları gösterir. Bu sanatta, kenarı tırtıllı para ve madalyalarla birlikte bölmeli mine (cloisonné) işleri de yapılırdı.

Yorum Ekle

Click here to post a comment