A Harfi Ansiklopedi Nedir?

AKINCI

Düşman ülkesine akın yapmağa çıkan savaşçı (BK. AKIN)

Akıncı beyi (uç beyi de denir), Türk akıncı kuvvetlerinin kumandanına denir.

Akıncı kadısı, akıncı kuvvetlerinin yanlarında, devlet adına bulunan bir çeşit adlî hâkim.

Akıncılara, hareket ve manevra kabiliyetleri çok yüksek olduğu için bu ad verilmiştir. Genellikle sınırlara yakın bölgelerde bulunur, yılın herhangi mevsiminde devletin emrine uyarak düşman arazisine dalar, mal, para ve esir elde eder, düşman ülkeye ait kuvvet, arazi, yol, köprü vd. konularda bilgi toplayarak merkeze ulaştırırlardı.

Akıncılar, Türk asıllılardan seçilir belli ocaklar halinde teşkilâtlandırılırdı. Akıncılık hizmeti ve sanatı, babadan oğula geçerdi.

Savaşta, ordunun ilerisinde 3-4 günlük mesafe ile keşif görevi yapar ve ordunun yürüyeceği ana yön üzerindeki meskûn yerlerde depolanmış erzakın ve tarlaların, düşman tarafından tahribine engel olur, köprü ve geçitlerin güvenliğini sağlarlardı. Atları, çok uzun mesafeleri kolaylıkla aşabilecek güçte yetiştirildiğinden, düşman ülkesi içerisinde beklenmeyen bölgelerde baskın halinde meydana çıkarak, şaşkınlık, korku ve dehşet yaratırlardı. Akıncılar, bir akıncı beyi kumandasında onarlı bir teşkilât halindeydiler. Bunlardan on kişiye bir onbaşı, yüz kişiye bir subaşı, bin kişiye bir binbaşı kumanda ederdi. Bu şekilde, sınır bölgelerinde Akıncı ocakları halinde teşkilatlanan her akıncı grubu, kendi beyinin soyadı ile anılırdı.

Yapılan harekâtın akın adını taşıyabilmesi için buna akıncı beyinin katılması gerekirdi. Daha küçük gruplarla, meselâ yüz kişilik birliklerin yaptıkları akınlara haramilik ve daha küçük gruplarla yapılanlara da çete veya potera denirdi. Devlet, akıncıların ele geçirdikleri esirlerin beşte birini vergi olarak alırdı. (Bk. PENÇİK.) Çeteler bu vergiyi ödemezlerdi.

Akıncılar, barışta daha çok Rumeli’deki çiftliklerinde tarımla uğraşırlar, fakat bunlardan herhangi bir vergi alınmazdı. Çünkü akıncıların maaşları yoktu. Bu durumda bölge bölge Tviça adlı tımarlı çeribaşılara bağlı bulunurlar ve akın için devletten gelecek emir, akıncı beyi tarafından bu çeribaşıları aracılığı ile akıncılara duyurulurdu. Bazı kıdemli ve fedakâr, yiğit çeribaşılara tımar verilirdi. Akıncıların, düşman sınırına kadar olan bölge içerisindeki yiyecek ihtiyaçlarını devlet sağlar, düşman ülkesi içerisinde ise bunu kendileri tedarik ederlerdi.

Akıncıların devlet kayıtlarında düzenli bir şekilde defterleri mevcut olduğu gibi, ölen veya sakat kalanların yahut akına katılamayacak kadar ihtiyarlamış olanların yerlerine oğulları veya bunlar istemezse, yakın akrabaları geçirilirdi. Bunun dışında iyi binici ve silâh kullanan kuvvetli gençler, kefil göstermek suretiyle akıncı ocaklarına alınırlardı. Akıncılar toplu olarak bulunmazlar, genellikle Rumeli’nin çeşitli sınır kesimlerinde ocak ocak dağılmış olarak yaşarlardı. Ünlü akıncılardan Mihallılar Sofya ve Semendre’de, Turhanlılar Mora’da, Malkoçlar ise Silistre bölgelerinde bulunurlardı. Önceleri 40 000 kadar mevcudu bulunan akıncılar, 1595 yılında uğradıkları ağır yenilgi üzerine tamamen erimişler ve bundan sonra da eski önemlerini kaybederek yerlerini sınır bölgelerindeki Serhat Kulu’na terk etmişlerdir. Bu tarihten sonra akın hizmetleri özellikle Kırım hanlarına verilmiştir.

Akıncıların silâhları genellikle kılıç, mızrak, pala, bozdoğandı ve bazıları hafif zırh da giyerlerdi. Akına, kendi bindiklerinden başka yedek olarak 4-5 at daha alarak giderler, yolda bunları değiştirirler ve böylece hızlarını devam ettirirlerdi. Dönüşlerinde ise bu atlara, ganimet olarak ele geçirdikleri malları yüklerlerdi. Akıncıların atları ve silâhları kendi malları idi. Osmanlılarda ilk akıncı beyi Evranos Beydi. Daha sonraları Mihaloğulları, Turhan Bey, Malkoçoğlu akınlarda ün saldılar.

Akıncılar arasında en cesur ve başarılı olanlara Dalkılıç ve Serdengeçti adları verilirdi. Akıncı beyi, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey ile oğlu Orhan Bey Selçuklu devletine, dolayısı ile İlhanlılara bağlı birer uç beyi idiler. Osmanlı devletinin kuruluşunda ve özellikle Rumeli’de fetihlere başlandıktan sonra, Evranos Bey uzun süre Trakya ve Makedonya bölgelerinde uç beyi olarak görülür. Uç beyi, aynı zamanda akınla görevlendirildiği zaman akıncı beyi olurdu. Bu sebeple bunlara akıncı uç beyi de denirdi.

Selçuklular devrinde, sınır illerinin kumandanlarına uç beyi adı verilirdi. Bunlar, hükümdardan ayrı olarak kendi başlarına bir savaşa girişmeseler bile maiyetlerindeki gazilere kazanç sağlayabilmek için, gerektikçe Bizans arazisine akın ederlerdi. Osmanlıların ilk zamanlarında akıncı beylerine, Selçuklu devrinden gelen bir alışkanlıkla yine uç beyi deniyordu ve bunların belirli ve sabit bir merkezleri vardı. Başlangıçta akıncı değil, bir çeşit sınır muhafızı idiler. Rumeli’ye geçtikten sonra burada kurulan akıncı beyliği, sabit bir merkeze bağlı olmaksızın akıncılık yaparak yaşamakta idi. Akıncı beyleri bir yeri fethederlerse, oradaki şehir ve kaleler (gayrimenkuller «taşınmaz mallar») padişaha ait olur, beylere bu bölgenin köylerinde hükümdar tarafından büyük tımarlar verilirdi. Onlar da elde ettikleri bu servetlerle, şehirlerde ve kasabalarda hayır müesseseleri kurarak aldıkları tımarları buralara vakfederlerdi.

Akıncı beyleri, Ankara savaşından sonra başlayan şehzadeler mücadelesine katıldılar ve önemli rol oynadılar. Uç beylerinin bölgelerini teşkil eden uç sancakları, Osmanlı geleneklerini devam ettiren irsi ve yarı feodal bir bünyeye sahip bulunduklarından, beylerin emirlerinde bulunan asker, genel olarak kendi şahıslarına ait tımar erlerinden ve akıncılardan kurulmuştu. Bunlar fetihlerin gerçek âmili ve devletin tecrübeli askerleri sayılırdı. Uç beyleri, Rumeli beylerbeyine bağlı olmakla beraber, özellikle 2. Murad devrinde, merkezle sık sık anlaşmazlığa düştüler. Nitekim İzladi savaşında (1443) Rumeli beylerbeyi Şahabeddin Paşaya gereken yardımı yapmaktan kaçınan Turhan Bey, Padişah tarafından cezalandırılarak Tokat’ta tutuklandı, ancak Varna savaşından sonra serbest bırakıldı. 2. Murad devrinde Hıristiyan kuvvetlerin daha çok ateşli silâhlar kullanmağa başlamaları üzerine, uç beyleri zaaflarını anlamışlar ve merkeze bağlanmak ihtiyacını duymuşlardı.

Akıncı kadısı, bunlar akıncı kuvvetleri tarafından düşmandan alınan esirlerden ödenmesi gereken Pençik vergisi (her beş esirden birinin devlete verilmesi. Bk. PENÇIK) gibi işlerle uğraşırlar ve Pençik kanununun gereği gibi uygulanmasına nezaret ederlerdi. Daha sonraları bunlara kısaca pencikçi adı da verilmiştir.

Akıncı müfrezeleri, İstiklâl savaşında Demirci kaymakamı İbrahim Ethem Bey tarafından kurulan sivil millî kuvvetler. Bunlar, işgal bölgesi içinde bir buçuk yıl düşman kuvvetleriyle çarpışarak büyük yararlıklar göstermişlerdir.

Yorum Ekle

Click here to post a comment