A Harfi Ansiklopedi Nedir?

AKINTI

Sıvıların hafif ve devamlı akması, sızması hali.

Nehir, deniz, göl sularının bir yöne doğru, bütünü veya bir kısmı ile yer değiştirmesi hareketi.

Hastalık sonucu vücudun herhangi bir yerinden dışarıya sızan sulu bir madde akıntısı.

[Küçük, büyük su birikintileri için] Çıkış yolu, akış imkânı, menfez.

Suyun akmasını sağlayan eğiklik, meyil.

Akıntı çağanozu. Argo. Vücudunda göze çarpacak bir çarpıklık bulunan kimse. Akıntı vermek, durgun veya birikmiş suyun akmasını sağlamak için kanal, ark vb. ile çıkış yolu, menfez açmak.

[Kendini] Akıntıya bırakmak, hâdiselerin gidişine direnememek, sonuçlarını kabullenmek.

Akıntıya kapılmak (kaptırmak), bir akıntının tesir alanına girmek, akıntı ile birlikte sürüklenmek.

Akıntı ölçme aleti, akışkan parçacıkların hızını veya yer değiştirme yönünü tayin eden cihaz.

Akıntı kanalı, bir sel yatağında asil taşıma işlerinin olduğu kısım (Fransızcası canal d’écoulement) kabul havzasına düşen yağış bu kanalda toplanır, meyili fazladır, dik yamaçlarla kenarlandığı için dar ve derindir. Bazen bir kanyon veya boğaz vadisi görünümünde olabilir.

Akıntı, yağmur sularının akması için damlara, dam derelerine, su borularına ve saçaklara verilen meyil.

Akıntı hattı, akıntılı bir yüzeyin meyil derecesini gösteren çizgi.

Lav akıntısı, bir yanardağ püskürmesinde toprağın yüzeyine sıvı halinde boşalan ve inişe göre, eninden çok boyuna yayılan mineral yığını. (Daha geniş olan lav örtüsünün karşıtıdır.)

Çamur akıntısı, suya boğulmuş çamur yığınının hamur halinde akışı.

Kütle akışı, kütleler bakımından özellikle zengin olan, buz tutması ve çözülmesinden meydana gelen suya boğulmuş toprak yüzeyinin yığın halinde yer değiştirmesi. (Kütlelerin çokluğu, ince yatağın sonradan yıkanmasından ileri gelebilir.)

Kutup hava akıntısı, batı gezegen rüzgârlarını yatay düzlemde harekete geçiren dalgalanmanın alçak enlemlere doğru yayılmasından doğan soğuk istilası. (Dalgalar kısa ve gür olduğundan, kutup havası Cezayir’in veya Hatteras burnunun enlemine ulaşır. Bundan, kış aylarında ve özellikle ilkbaharda büyük soğuk hava akımı doğar.)

Deniz akıntısı, deniz suyunun belirli bir yönde yer değiştirmesi. (Deniz akıntısını dalgalar ve gelgit ile karıştırmamalıdır. Deniz akıntısı, hareket halindeki sudur. Buna karşılık gerek dalga gerek gelgit, suyun yer değiştirmeden oynamasıdır.)

Akıntı, lökere gibi, bel soğukluğu gibi, başlıca belirtisi anormal bir akıntı olan hastalıklara denir.

Deniz akıntısının özelliklerini ölçmeğe yarayan akıntı ölçme aletleri, ölçüyü doğrudan doğruya veren cihazlardır. (Kaydedici cihazlara kurantograf denir.) İster doğrudan doğruya okunabilsin ister kayıt edici olsun akıntı ölçme âletleri, çalışma esasına göre üç sınıfa ayrılır; Muline, rakkas ve ilerlemeye karşı direnç. Mulineler, pervanesi yatay veya dik eksenli olan cihazlardır. Pervanenin devir sayısı, akıntının hızı ile oranlıdır. Akıntı ölçme cihazlarında bu devir sayısı bir sayaç ile tespit olunur. Rakkaslı cihazlar, rakkasın akıntı ile oranlı olarak eğilmesi esasına dayanır. İlerlemeye karşı direnç esasına dayanan cihazlarda, akıntının şiddetine göre suya az veya çok batan yaylı bir disk vardır. Akıntının hızını ölçmek için başvurulan yol hangisi olursa olsun, yön daima magnetik bir pusula ile tayin olunur. Kurantograflarda hızın ve yönün kaydı mekanik, elektrik veya fotoğraf tekniğine dayanır. Sonuçlar ya madeni bir şerit ya kâgıt, ya da fotoğraf filmi üzerine kaydedilir. Şamandıraları akıntı ölçme cihazlarından saymak doğru değildir.

Hidrografi. Akarsu akıntıları, akarsulardaki akıntıların özellikleri, ırmaklar bilgisi olan Potamolojinin önemli bahislerinden biri akarsu dinamiğinin temel konusudur.

Akarsu akıntılarının ölçülmesi, Evvelce aracı olarak yüzücü cisimler kullanılır, Bununla da yalnız yüzeydeki suların hızı ölçmüş olurdu. Şimdi, özellikle türlü derinliklere sarkıtılan ve akıntının hızı oranında dönen küçük bir pervane kullanılmaktadır. Akışı anaforlu, fakat taşıdığı su hacmi orta olan dağ sularında, kimyevi ölçme metodu uygulanır. Çok yoğun bir bikromat eriyiği devamlı olarak, fakat az miktarda suya dökülür. Akıntının aşağı tarafında, eriyiğin suya iyice karışabileceği bir mesafede, akarsudan örnekler alınır. Bikromat oranı, kaynak tarafına dökülmüş olan eriyikteki oran ile karşılaştırılır ve akarsuyun taşıdığı su hacmi hakkında doğru bir bilgi elde edilir.

Akıntı hızlarının formül ile hesaplanması, Ölçme yapılmış ise, özellikle çok büyük taşkınlar sırasında su altında kalan bütün kesitten geçen kütlenin Vm ortalama hacmi, Chézy formülü (Vm= CVR 1) veya Manning formülü Vm=-R-I- ile hesaplanır. Burada, I yüzey eğilimi, R hidrolik yarıçap, C, yahut 1/n hız katsayıları n ise pürtüklülük katsayısıdır. Nehir hidroliği formülleri, bütün yanılma sebeplerini hesaba katan uzmanlar tarafından kullanıldığı zaman, ölçülmesi güç temel veriler hakkında sağlama yaklaşık bilgi sağlar. Ölçerek veya hesaplayarak tayin edilen debi’ler, ölçek (absisler) ve debi (ordinatlar) yükseklikleriyle ilgili noktalarla gösterilir. Bu noktaların yardımı ile genel olarak parabol biçimli eğriler çizilir. Debi, ölçek kotlarından daha hızla arttığı için bunların çukurluğu yukarıyadır.

Akarsu akıntılarının hızı, akıntıların hızını etkileyen faktörler, yüzey eğimi, derinlikler (yahut su altındaki kesitin bütünü için hidrolik yarıçap) ve pürtüklülüktür. Bu sonuncusu, yatak kenarlarını ve dibini meydana getiren unsurun çıkıntılı olması, kıyılarda tümsekler ve çukurların bulunması, kenarlarda veya kum yatakları üzerinde ağaç soyundan bitkilerin yetişmesi ile orantılı olarak artar ve akıntıyı yavaşlatır. Ayrıca, yatak dibinde eşikler yüzünden meydana gelen tümsekler ve büklümler de pürtüklülüğü arttırır. Eşit hız çizgileri (izodrom veya izotaş’lar), kenarlardan itibaren içeriye doğru ve dipten su yüzeyinin yakınına doğru bir yavaşlama gösterir. Kenarlardan eşit uzaklıktaki akıntıların en hızlısı, derinliği en fazla olan yerlerden geçer. Eğer iyice belirlenmiş birden fazla derinlik maksimumu varsa, bunların her biri için ayrı hız maksimumlarının olduğu görülür. Birçok kemeri olan köprülerde, her gözün kendine özel izodrom sistemi vardır. Herhangi bir su altı kesitinin bütününde Vm ortalama hızları, normal olarak yüzeydeki hızın 0,82 0,92 ile çarpımına eşittir. Akıntı çizgisi üzerinde de yüzeye doğru maksimum hız, kenarlar arasındaki ortalama hızı yüzde 25-45 oranında geçer. Birçok çay ve ırmakta, suların ortalama debilerine uyan su hızı saniyede birkaç desimetre ile bir metre arasında değişir. Eğim az olduğu halde, aşağı Yang-Çe-Kiang’da 1 metreyi, aşağı Mississippi’de 1,25 metreyi geçer. Çünkü bu nehirlerin büyük olan debilerinden başka derinlikleri de fazladır. Suyu bol ve ovada bile eğimi bir hayli çok olan nehirlerde, orta debi şartları içinde 1,50 ve 1,80 m.lik hızlar kaydedilir. (Basel ile Strasbourg arasında Ren, Lyon ile Avignon arasında Rhône.) En yüksek debilere uyan hızlar Mississippi üzerinde, Memphis ve Vicksburg’a doğru 2,50-2,80 m., aşağı Yang-Ce-Kiang’da 1,80-2,20 m. dir. Rhône ve Rhein üzerinde ve Avusturya’daki Tuna’da beklenmedik taşmalar sırasında kaydedilen ortalama hızlar, kesimlere göre 3-4 m. arasında oynar. Dağ alanları dışında, bazı Japonya akarsularının ölçüsü, taşmaları sırasında ortalama hızlar 5,5-6 m. ye ve yer yer, maksimum olarak 8-9 m. ye, belki de daha fazlaya ulaşır.

Akarsu akıntılarının türbülansı, Hemen hiçbir yerde, hatta en durgun akışlı görünen akarsularda bile, ince akıntılar, su yatık eksenine ve yüzeye paralel düz çizgiler halinde akmazlar. (Böyle olunca, sakin rejim veya «Poiseuille rejimi» denilen şart meydana gelir.) Gerçekte su tanelerinin dibe, kenarlara veya yüzeye doğru yaklaşıp uzaklaşan, dalgalanan, iç içe geçen çevrikli hareketleri vardır. Bu hal, hemen bütün akarsu hareketlerinde eksik olmayan türbülans olaylarının en ayırıcı belirtisidir. Gözle görülen bazı düşey çevriklerin çapı 1 metreyi bulur, hatta birkaç yüz metreye varabilir. Bu çevrikler, özellikle geriye doğru dönüşlerle, kıyıların tabiî veya yapma girintilerinde, köprü ayaklarının önünde görülür, üzerinden su akan ve yeteri kadar dik olan enine engellerin ön ve arkasında, şelâlelerin eteğinde ise yatay çevrikler halini alır. Irmakların yüzünü engebeleyen buruşuklukları, dalgaları ve kabartıları da türbülans olaylarından saymak mümkündür. Yatağın darlaşması sonucunda çok belirgin bir hızlanmanın meydana geldiği kesimin gerisinde yükselen enine tümseklenmeler ve hızlı, hırçın akıntıların, girik menderes kıyıları önünde 1 metreyi aşabilen yan kabartıları da türbülans kapsamına girer. Bütün pürtüklülük şartları türbülans’ı destekler ve türbülans hız ile orantılı olarak artar.

Jeomorfoloji; Çamur akıntısı, killi malzemeyi gerektiren bir çeşit mahalli yer akıntısıdır. Kile, molekül yapışıklığını giderecek kadar suyun karıştığı her iklimde görülür. Kuraklık devrelerinden sonra gelen büyük yağmurlar özellikle tehlikelidir, çünkü kuruma çatlaklarından girip derinlere iner. Çamur akıntısı yavaş ilerler (saatte birkaç metre), daha akışkan olan lav sellerinden bu bakımdan ayrılır. Yüksek yoğunluğu, büyük kitlelerin yerini değiştirmesine, evlerin yıkılmasına ve sanat eserlerinde çatlakların meydana gelmesine sebep olur. Bu olay, ancak yeterince dik (15° ve daha yukarı) eğimlerde görülür. Önlenmesi, ince jeomorfoloji incelemelerine bağlıdır. Çamur akıntıları özel bir şekil kabartısı gösterir, çıkış bölgesinde bir ayrılış oyuğu, varış bölgesinde de yanlamasına setler meydana getirir. Akıntının ucunda da yamru yumru bir koni belirir.

Deniz akıntıları, çeşitli sebeplerle meydana gelir. Bazı akıntıları dalgalar oluşturur. Dalga, suların derin kesimlerinde, esas olarak moleküllerin kendi etraflarında dönmelerine yol açar. Fakat detayda, dalganın yayılma yönünde su hafifçe yer değiştirir. Kıyıya gelince, sığ zemin üzerinde çatlayan dalga, eğer kıyı çizgisine eğik gelmişse düzenlenmesi bakımından önemlidir. Dalga kıyıya paralel bir akıntı doğurur. Kıyı deriv’i denilen bu akıntı yalı kumsallarının çatlaması ile ileri atılan su, dip üzerinde geriye gelir. Böylelikle kum ve çakıl gibi elemanlar hâkim rüzgârın sebep olduğu kıyı derivi tarafından bir yöne doğru yer değiştirirken, kumsalın su altında kalan yüzü de işlenmiş olur. Gelgit (med-cezir) hareketleri de akıntılara sebep olabilir. Bunlardan bazıları (türbidite akıntıları dışında) en hızlı akıntılardır. Meselâ Fransa’nın kuzeybatısında, Cotentin yarımadası ile Aurigny adası arasında, Raz Blanchart akıntısı, büyük gelgit çağında saatte 18 km. hıza erişir. Fakat bunlar, ancak kıyı yakınında fazla önemli olur. Okyanus ortalarında ise hesaba katılmayacak kadar zayıflar. Bu türlü akıntılar yön değiştirebilen türdendir. Yönleri, gelgit ile beraber, kendilerini meydana getiren hareketin periyoduna bağlıdır. Gelgitin yarım gün periyotlu olduğu kesimlerde, her altı ay saatinde bir yön değiştirir. Kıyı yakınında genellikle münavebelidir. Yönleri, birbirlerinden 180° ayrıktır, daha açıklarda ise yönlerini birden değil, tedrici şekilde değiştirerek dönüşlü (rotatif) bir eğilim kazanır. Kıyının şekli de birtakım çevrikler meydana getirerek akışın sarsılmasına sebep olur. Gelgit akımları nehir haliçlerinde çok görülür. Bir denizi başka bir deniz veya okyanus ile birleştiren boğazlarda, sıcaklık farkları ve özellikle tuzluluk şartları daha başka akıntılara da sebep olur. Bunların oluşumu denizin iklim şartları ile bağıntılıdır. Bu sıcaklık ve tuzluluk farklarından, boğazlarda birbiri üzerine yerleşmiş, biri ötekinden daha fazla su taşıyan, yönleri birbirine zıt akıntılar oluşur. Tatlı su ile fazla beslenen Baltık denizi, bu yüzden Okyanus ve Kuzey denizine göre daha az tuzludur. Danimarka boğazlarında az tuzlu sular Kuzey denizine doğru yüzeyden akar, daha az hacimde bir tuzlu su kütlesi de dipten Baltık’a girer. Akdeniz, bunun tersine, tatlı sudan yana fakirdir. Cebelitarık’tan ve Çanakkale boğazından gelen az tuzlu sular yüzeyden Akdeniz’e katılır, daha yoğun olan Akdeniz suları ise dipten Atlas Okyanusu’na ve Marmara’ya doğru akar. Birçok haliçte üst üste yer alan zıt akıntılar görülür. (A.B.D.’nde Chesapeake koyunda). Bir boğazın iki tarafındaki denizlerde gelgit saati farklı ise, bu boğazlarda gelgitin sebep olduğu şiddetli akıntılar görülebilir (Mesina boğazı). Boğazlarda hızını ve yönünü çok çabuk ve çok sık değiştiren bazı akıntılar (Eğriboz adasını Yunanistan’dan ayıran Evripos boğazı), periyodu gelgit periyodundan daha kısa olan eseiche» lerden meydana gelebilir. Fakat debisi hiçbir akıntının debisiyle kıyaslanamayacak olan akıntılar, okyanuslardaki genel akıntılardır.

Bunlar, hızları büyük çoğunlukla 1 m³/saniye’den az olmakla beraber, kesitleri çok geniş olduğu için, en büyük nehirlerden bile kat kat fazla su taşır. Meselâ Gulf Stream. Chesapeake koyu önünde aşağı yukarı 74 milyon m/saniye taşıdığı halde, dünyada suyu en bol nehir olan Amazon, büyük taşmalar sırasında ancak 200 000 m², su taşir Dünyamız ikliminin bazı ana özelliklerini meydana getirdikleri için son derece önemli sayılan genel akıntılar iki sebepten doğmuş olabilir rüzgâr ve yoğunluğun yayılmasındaki dengesizlik, Rüzgardan ileri gelen bir akıntı, açık denizde, Coriolis kuvveti etkisiyle, kendini doğuran kuvvete göre kuzey yarım küresinde sağa, güney yarımküresinde ise sola doğru 45 sapar, Derinlere gidildikçe sapma artar, fakat akıntı hızı çabuk azalır ve sonunda, enleme göre değişen esürtme derinliğinde tükenir.

Yalnız bir tek akıntı, Güney Buz denizi akıntısı, batıdan doğuya doğru yer etrafında tam devir yapar. Gerçekten de öteki okyanuslar, kıtalar tarafından kuzey-güney doğrultusunda bölünmüşlerdir. Güney Buz denizi akıntısı hem rüzgâr hem de yoğunluk farklarından dolar, soğuk suları taşır (Güney kutbu kıtasındaki buzların ve bunlardan türeyen aysberglerin etkisi). Ayrıca, kendi soluna doğru birtakım kollar salar. En önemlileri Atlas okyanusu güneyindeki Falkland akıntısı ile Büyük okyanusun güney doğusundaki Güney Sili veya Humboldt akıntısıdır. Ekvatora yaklaşılınca, güney tropik bölgelerinde, Amerika ve Afrika’nın batı kıyılarını takip eden akıntılar görülür. Bu akıntılar, güneydoğudan esen ve yüzey sularını kara yakınından açığa doğru sürükleyen güney alize rüzgârlarının eseridir. Kıyıdan uzaklaşan suyun yerini almak için derindeki daha soğuk sular yüzeye doğru yükselir ve bunlar da akıntıya kapılır. Peru ve Benguelas akıntıları denilen bu akıntıların soğukluğu bu yüzdendir. Çevreledikleri kıtalardan daha soğuk dip sularının yüzeye çıkması, bu kıtaların kıyısı boyunca çöllerin meydana gelmesine yol açar. Kuzey yarımküresinde, Kaliforniya ve Moritanya kıyılarında da kuzeydoğu alizeleri yüzünden bu gibi olaylar meydana gelir (Kaliforniya ve Kanarya akıntıları). Bu akıntılar Ekvator’a doğru ilerledikçe, bir kısmının sola, bir kısmının da sağa doğru sapması artar ve sonunda, Atlas okyanusunda ve Büyük okyanusta, Kuzey ve Güney Ekvator akıntıları ortaya çıkar. Doğudan batıya yönelen bu akıntılar, bir yandan da yol boyunca hayli ısınmışlardır. Bu şekilde başlayan akıntı devreleri, ekvator bölgelerinden daha büyük dereceli enlemlere doğru, kıtaların doğu kıyısı boyunca yer değiştiren sıcak akıntılarla devam eder (Brezilya akıntısı). Kıtaların bu kesimdeki doğu yüzleri, batı yüzleri gibi çöl özelliği göstermez. Diğer taraftan, Atlas okyanusu ile Büyük okyanusta, Kuzey ve Güney Ekvator akıntıları arasından, onların akış yönüne zıt olarak (batıdan doğuya doğru) ters ekvator akıntıları geçer ve bu sıcak akıntılar vasıtası ile deniz suyunun bir kısmı geri döner. Nihayet, yine tropik bölgelerinde, Hint okyanusunun apayrı bir özelliği vardır. Burada muson (mevsim) rüzgârlarının yılda iki defa yön değiştirmesi, okyanus akıntılarının düzenini sarsar. Kuzey kışlarında, yukarıda belirtilen tip’e uyan bu akıntılar, kuzey yazlarında, ekvatorun kuzeyinde ters döner. Muson rüzgârı, Endonezya ve Çin denizlerindeki akıntıların da düzenini bozar.

Kuzey bölgelerde, okyanus akıntıları Kuzey Ekvator akıntısından türer ve bu akıntılardan da Atlas okyanusunda Gulf Stream, Büyük okyanusta ise Kuro Şivo akıntısı doğar. Birincisi ikincisinden daha fazla su taşır çünkü Güney Amerika’nın kuzeydoğuda sivri bir köşe (Sao Roque burnu) şeklinde sona ermesi, Güney Ekvator akıntısını kuvvetlendirir. Bu iki sıcak akıntı, Amerika ve Japonya kıyılarından ayrılmağa başladıktan sonr (Hatteras burnu ve Tokyo hizaları), sol taraflarından ters yönlü akıntıların geçtiği ve yer değiştiren menderesler meydana getirir. Daha sonra daha yayılarak «Kuzey Atlantik akıntısı ve Kuzey Pasifik akıntısı» adını alır ve okyanusların doğu kısımlarına (Kuzeybatı Avrupa, Alaska kıyısı) yönelerek buraları büyük ölçüde ısıtır. Böylelikle tropik bölgelerinin okyanus cephelerinde belirttiğimiz iklim zıtlığı, burada da fakat ters yönde ortaya çıkıyor demektir. Bununla beraber, iki okyanus arasındaki bu benzerlik sonuna kadar devam etmez. Kuzey Atlantik akıntısı, Atlas okyanusunun Kuzey Buz denizine geniş bir şekilde bağlı olması yüzünden, Avrupa’nın kuzey kıyısını boylayarak Buz denizine kolayca girebildiği halde, Bering boğazı, Büyük okyanus sularının büyük bir kütle halinde geçmesini sağlayacak kadar geniş ve derin değildir. Kuzey Buz denizi, Grönland’ın doğu kıyısını boylayan gayet bir akıntı sayesinde fazla suyunu boşaltır. Bu soğuk ve az tuzlu sulardan meydana gelme akıntı, Labrador kıyıları boyunca güneye yönelen aynı özellikteki akıntıyı kuvvetlendirerek Newfoundland kumsallarında Gulf Stream ile birden temasa geçer, Büyük okyanusta Ohotsk denizinden türeyen soğuk Oya Şivo akıntısı da yine bu şekilde, Sıcak Kuro Şivo’ya çarpar. Bu karşılaşmalardan, ortalama bir özellik kazanan sular meydana gelir. Bütün bu söylenenler, okyanuslardaki yüzey su tabakalarının akıntısını ilgilendirir. Bunların arasına, mesela Akdeniz’dekiler gibi, ek akıntı devrelerini de katmalıdır. Böyle olmakla beraber, derin suları harekete geçiren akıntılar da bulunur. Güney Kutbu kıtasına komşu olan Weddell denizinde ve Atlas okyanusunda Grönland yakınlarında, kış soğuması yüzey sularını ağırlaştırarak bunların dibe inmesine sebep olur. Daha sonra bu soğuk sular okyanusların bütün derinliklerine yayılır. Bu yüzden, okyanusların bütün derin kısımlarında suyun sıcaklığı 0°’ye düşer. Bu hareket, Güney

Amerika’nın çıkıntısı yüzünden, yüzey sularının Atlas okyanusunda kuzeye doğru fazla taşınmasını karşılamış olur. Büyük Okyanusun kuzey kısmında derin kutup sularının bulunmayışı, bu okyanusta derin su hareketinin Atlas okyanusundaki kadar gelişmiş olmadığını gösterir. Akdeniz’de, okyanuslardaki soyundan düşey bir su dolaşımı vardır. Kuzey kesimlerinde kışın yüzey sularının soğuması, bunların derine inmesine yol açarsa da sıcaklık derecesi fazla düşük olmadığı için, Cebelitarık boğazındaki eşik yüzünden Atlas okyanusunun dip suları ile temasa geçmeyen Akdeniz dip sularının sıcaklığı 13° olarak kalır. Bazı denizlerde yoğunluk şartları suların düşey doğrultuda karışmasına engel olur ve derin sular oksijenden yoksun kalır (Karadeniz). Diğer taraftan, Atlas okyanusunda ve Hint okyanusunda, Akdeniz’in, Kızıldeniz’in ve Basra körfezinin tuzluluğu fazla olan suları ara seviyelerde yüzer. Nihayet, birçok yazarın, bazı deniz diplerinde, asılı maddelerden yana fazla yüklü olan ve eğimi kuvvetli yamaçlar üzerinde de hızla akan, aşınıma ve birikime sebep olan “turbidités” akıntılarının varlığını kabul ettiklerini söylemek gerekir. Demek ki, her ne kadar denizlerin derin kesimleri yüzey kesimlerine göre daha az hareketli ise de bunları tamamı ile hareketsiz saymak doğru olmaz.

Yorum Ekle

Click here to post a comment