A Harfi Ansiklopedi NERESİDİR

AKDENIZ BÖLGESİ

(Türkiye) Türkiye’nin Akdeniz kıyısında bulunan coğrafi bölgesidir.

Ana çizgiler. Akdeniz bölgesi, adını aldığı deniz boyunda genişliği 120-180 km. arasında değişen bir yerit görünüşündedir. Özelliklerini çoğunlukla komşu olduğu denizden alır. Yüzey şekillerinin ana çizgilerini Toros sistemi meydana getirir. Bölge Akdeniz iklimi etkisi altında bulunur ve bu iklim, relyefe bağlı değişiklikler gösterir. Tabii bitki örtüsü de relyef ile iklimin bileşik bağlıdır. Nüfus daha ziyade su etkiler çözüldüğü oranda ovalarda yoğunlaşır. Yazların kurak ve sıcak geçmesi yaylacılığın gelişmesine yol açar. Ulaşım da relyef çizgilerine uyar, Ege bölgesindeki gibi bir noktada düğümlenmez.

Bölgenin sınırları. Akdeniz bölgesi, batıda Marmaris ile Köyceğiz arasında kıyıdan başlayarak kuzeydoğu yönünde uzanan bir çizgiyle Ege bölgesinden ayrılır. Bu sınırın batısında yüzey şekilleri daha parçalıdır ve dağ kütleleri arasında yer alan ovalar genellikle sularını Ege denizine boşaltabildikleri halde, doğuda Akdeniz bölgesi tarafında kalan çukurların çoğunun yüzeyden dışarıya akıntısı yoktur ve bazıları, içinde göller bulunan yüksek havzalar meydana getirir.

Akdeniz bölgesinin kuzey sınırı Konya havzasının kenarından geçirildiği için bütün Batı ve Orta Toroslar Akdeniz bölgesi içinde kalır ve böylelikle dışarıya akıntısı olmayan İç Anadolu, Akdeniz bölgesinden ayrılmış olur. Kuzeydoğu yönünde sınır, Orta Toros’un hem yüksekliğini kaybederek hem de Doğu Anadolu’ya girerek Uzunyayla kenarından geçer. Bu sınırın Akdeniz bölgesi tarafında yağışlar daha bol, dağlar önemli ormanlarla kaplı olduğu gibi, Seyhan ve Ceyhan ırmakları ile başlıca kolları, sınırın öte tarafında yüksek düzlükler içinde az derin vadilerde akarken, bu kesimde derin boğazlara girer. Böylelikle Akdeniz bölgesiyle Doğu Anadolu arasında hem iklim ve bitki bakımından hem de morfolojik bakımdan bir sınır var demektir. Nihayet doğuda Güneydoğu Anadolu bölgesini ayıran sınır, Gaziantep yaylasının batı kenarında, bu yaylayı Maraş-Antakya çukurundan ayıran tepelik kenara dayanarak hem iklim hem de yüzey şekilleri bakımından farklı iki alanı birbirinden ayılır.

Boyutlar; Bu sınırlar içinde Akdeniz bölgesi 118 200 km² yer kaplar, böylece bu bölge Türkiye bütününe göre yüzde 15’e kadar yer tutar. Türkiye’nin bütün coğrafi bölgelerinde olduğu gibi Akdeniz bölgesinde de bu sınırlar memleketin idare bölümlerinin sınırlarına çok yerde uymaz. Bölge sınırları bazı il, hatta ilçeleri ikiye, üçe bölebilir.

Bütünüyle Akdeniz bölgesi içinde yer alan iller şunlardır: Hatay, Adana, İçel, Antalya, Isparta, Burdur. Bölge bunlardan başka şu illere de taşar: Gaziantep, Maraş, Niğde, Konya, Afyon, Denizli ve Muğla. Fiziki bir etüt sırasında bölge sınırlarına tam sadık kalmak mümkün ve doğrudur. İnsan ve iktisat alanlarında, özellikle istatistik bilgilerden faydalanmak bakımından, bazı Avrupa ülkelerinde uygulandığı gibi, coğrafi bölgeye az çok uyan illerin sınırlarını bölgenin iktisadi etüdünde kullanmak gerekir. Böylelikle Gaziantep ve Maraş illeri bütünleriyle Akdeniz bölgesindeymiş kabul edilerek, öteki illerden bölgeye taşmış topraklar dışarıda bırakılır. Ana çizgileriyle Akdeniz bölgesinde sayılan sekiz ilin yüzölçümü 96 889 km².dir.

Akdeniz bölgesi Antalya körfezinin doğusunda Alanya-Gazipaşa arasına inen bir çizgiyle iki bölüme ayrılır ve bu bölümlere, her birinin başlıca şehirlerinin adı ile Adana ve Antalya bölümleri denir. Bölümler birtakım yörelerden meydana gelir: Antalya bölümünde Teke göller yöresi ve Antalya yöreleri, Adana bölümünde Taşeli, Adana ovası, Orta Toros, Maraş, Hatay yöreleri gibi.

Yüzey şekilleri: Akdeniz bölgesinin dağlık bir yapısı vardır. Bölgenin dağlarını meydana getiren Toros sistemi Anadolu’nun kuzey kenarındaki dağlardan daha kıvrımlı ve daha kavisli bir yapıya sahiptir. Bu sistem, Anadolu’ya göre biri iç, öteki dış sıralar olmak üzere iki takım halindedir. Dış sıralara ait orografik elemanlara Kıbrıs adasında (kuzeyde ve güneyde iki kütle) ve Hatay’da (Amanos ve Akra dağı olmak üzere, yine iki kısım) rastlanır ve bu dağlar, Güneydoğu Anadolu düzlüklerini Doğu Anadolu yüceliğinden ayıran, Güneydoğu Toroslar ile doğuya doğru uzanır.

Torosların iç sıraları, Akdeniz bölgesinin asil çatısını oluşturur. Bölge içinde bu sıraları iki ayrı gruba ayırmak mümkündür. Batı Toroslar, Orta Toroslar (üçüncü bir grup Akdeniz bölgesi dışında, Doğu Anadolu ortasında, doğuya doğru uzanan Doğu Toroslardır). Batı Toroslar, Antalya körfezinin iki yanında kuzeye doğru göller yöresinde birbirine yaklaşan, güneye doğru ise birbirinden uzaklaşarak biri batıda Teke ve Güney Menteşe yörelerine yönelen, öteki Güneydoğu İçel yöresine doğru uzanan iki demet halindedir. Demetlerin bu doğu kanadı kuzeydoğuda Sultan dağları, güneybatıda da Geyik dağı gibi sıralara ayrılır. Silifke aşağısında denize dökülen Göksu ekseninin iki yanında genişleyen Taşeli yaylası, Batı Torosları Orta Toroslardan ayırır. Orta Toroslar genellikle güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda uzanan, doğuya doğru birbirinin yerini alan, fakat birbirinin devamı olmayan üç kütleden meydana gelir. Güneydoğuda Bolkar dağı, bundan Tekir çukuru ile ayrılan Aladağ, bundan Seyhan’ın Samanti kolu ile ayrılan Tahtalı-Binboğa dağları (bu son ikili kütle eskiden Antitoros denilen dağ grubudur). Güneybatıda Taşeli yaylasından başlayan Orta Toroslar grubu, kuzeydoğuda Uzunyayla’da kesintiye uğrar. Daha ötede ise Doğu Anadolu’nun merkezi sırtı olan Doğu Toroslara geçilir.

Batı ve Orta Toroslar, yapılarındaki önemli ve tektonik ayrılıklarla beraber, maksimal şiddetine üçüncü zaman ortasında erişmiş olan kıvrımlara uğramış paleozoik (daha çok Orta Toroslarda) ve mesozoik (Eosen dahil, daha ziyade Batı Toroslarda) katmanlardan meydana gelmiştir. Bu kıvrımlı temel Teke yöresinde (Bey dağları 3 086 göller yöresinde (Barla dağı 2 734 m., Dedegöl dağı 2 980 m.), Tekir çukurunun iki tarafında (Medetsiz dağı 3 585 m., Aladağ 3 734 m., Tahtalıdağ 3 054 m. ve Binboğa dağı 2 830 m.) büyük yükseltilere ulaşır. Buna karşılık Batı Toroslar ile Orta Toroslar arasındaki Taşeli yöresinde, bir de Orta Toroslarla Doğu Toroslar arasındaki Uzunyayla yöresinde alçalır ve bu temelin üstünü, asıl kıvrımların oluşmasından sonra çökeldiği için yerinden pek oynamamış, fakat takımı ile yükselmiş, az eğimli, yapısı kireçli bir örtü tabakası kaplar. Adı geçen yaylalar yüksek ve vadilerle yarılmış olmakla beraber yapı bakımından kıvrımlı temelden çok farklıdır. Akdeniz bölgesinde kıvrımlı temelden oluşmuş dağlar ve örtü katmanlarının meydana getirdiği vadilerle yarılmış yüksek yaylalar geniş yer tutmakla beraber, çeşitli ovalara da rastlanır. Bunların çoğu tektonik menşeli çukur alanların alüvyon yığılması ile dolmasından meydana gelme birikim ovalarıdır. Bunların en geniş ve tam örneği Adana ovasıdır. Adana ovası, biri denizden ayrı (Yukarıova), öteki deniz yönünde bir delta ovası durumuna geçen (Çukurova) olmak üzere iki kısımdan meydana gelir. Daha küçük bir delta ovası Göksu ağzında görülür. Birtakım ovalar da ortalarında göllerin bulunması ile, birikim olayının tamamlanmadığını gösterir. Bunların en tipik örneği Amik gölü etrafında genişleyen Hatay ovasıdır. Göller yöresinde de bu türlü ovalara rastlanır. Ancak birikim olayı genellikle fazla ilerlememiş olduğundan, çukur alanların henüz hemen tümünü, ya da büyük kısmını göller kaplamaktadır. Bu yörede karşıt olaylarının da büyük ölçüde etkisi görüldüğünden ovalar ortasında yağışlı mevsimde (Kestel gölü), ya da yeraltı çığırlarının tıkanması sonucunda (Isparta ovası) su birikintilerine rastlanır. Teke yöresindeki ovalar (Elmalı ovası gibi) da bu durumdadır. Nihayet Antalya ovası kıyıda olduğu halde, batı kesiminde kireç tortullarının büyük ölçüde yığılması ile oluşmuş basamaklı bir yayla görünüşündedir.

İklim ve bitki örtüsü; Bölge Akdeniz ikliminin etkisi altındadır. Bu iklim, kıyıdan başlayarak 700-800 m. yükseltiye kadar bütün özelliklerini gösterir. Dağların bazı kesimlerde denize fazla yaklaşmış olması gerçek Akdeniz ikliminin etki alanını fazlası ile sınırlamakta ise de bu iklim, yükseltisi fazla olmayan büyük ovalarda, hatta Göksu gibi geniş vadi yarmalarında hayli içerilere sokulmaktadır. Bundan başka dağlar ve yüksek yaylalar üzerinde yükseltinin etkisi ve yağışların fazlalığı yüzünden ormanların varlı ile kendini tanıtan ve İç Anadolu’dakinden çok farklı olan bir manzara vardır. Kıyı boyunda kışlar kısa süreli ve ılıktır. Ortalama sıcaklık genellikle 10°C üstündedir ve 12°C’ye yaklaşabilir. (Antalya 10° C, İskenderun 11 º8C) minimal değeri 0°C altına inmekle beraber son yıllarda -7°C kaydedilmemiştir. (Dörtyol-6°3, Antalya-4 6.) Yazlar ise sürekli ve çok sıcaktır. Ağustos ayı eşit hatta ondan biraz daha yüksektir. En sıcak ay ortalaması genellikle 28°C üstündedir (Dörtyol ve Antalya 28°1, Anamur 28°9) (Antalya 44 6). Yükseltisi az olan ovalarda ve maksimal sıcaklık 43° C’ye varmaktadır. Yalnız kış ortalamasının 10° C’den aşağıya düştüğü (Adana 9°2, Antakya 8°1) minimal sıcaklığın daha düşük bir değer gösterdiği (Adana -7°1, fakat Antakya -14°6) görülür. En sıcak ay ortalaması (Ağustos) kıyıdan az farklı (Adana 28°1, Antakya 27°7) maksimal değerler daha yüksek (Adana 45°6)tir. Fakat iç kısımlarda yükseltinin arttığı yerlerde ve özellikle deniz etkisini kesen dağların gerisinde kışlar daha soğuk (en soğuk ay ortalaması Maraş 4°6, Elmalı 2°5, Isparta 1º7, minimal Isparta -17°8) yazlar sıcaktır. (Aynı şehirlerde en sıcak ay ortalama, 28°6, 24°1, 23°2, maksimal Maraş 43°1, Isparta 37°5.) Akdeniz bölgesinde yağışlar hemen her yerde 500 mm. den, yüzey şekillerinin elverişli olduğu kesimlerde 1 metreden fazladır (Dörtyol 1020 mm. Antalya 1 030 mm.) ve bazı dağ yamaçlarında çok daha yüksek bir seviyeye ulaşması gerekir.

Buna karşılık dağların siperi arkasında kalan ovalarda, derin vadi çukurlarında yağışlar düşüktür (Elmalı 514, Burdur 440, Şarkikaraağaç 430 mm.). Kıyıda ve kıyıya yakın yerlerde relyefin yağışa elverişli şartlar yaratıp yaratmaması birtakım zıtlıklar meydana getirir (Silifke 630 mm., Adana 625 mm., Antakya 1 160 mm.).

Akdeniz bölgesinde yağış rejimi yazların genellikle kurak geçmesi, kışların daima en yağışlı mevsim olması ile kendini belli eder. Kıyı boyunda sonbahar, iç kesimlerde ilkbahar yağışlılık bakımından ikinci gelir. Yaz mevsiminin yağış payı genel şartlardan doğan tek bir aykırı örnek (Dörtyol’un yaz yağış payı yüzde 11,7) dışında kıyı kesiminde yüzde 4 (İskenderun) hatta yüzde 2’den az (Antalya yüzde 1,5, Fethiye yüzde 1,2) olduğu halde, iç kısımlarda kara şartlarının belirmesiyle yüzde 10’a varabilir. (Elmalı yüzde 8, Isparta yüzde 10.) Yağış bakımından kaydedilmesi gerekli bir özellik de kıyı kesiminde karın çok seyrek yağması, hemen hiçbir zaman yerde sürekli bir örtü meydana getirmemesi, buna karşılık dağlık alanların bol kar alması (en fazla yağışın kış mevsimine rastlaması ile ilgili olarak), yazın sıcaktan kavrulan kıyı ovalarından görünen yüksek dağlar üzerinde erimemiş kar yığınları, Akdeniz bölgesinin en etkileyici özelliklerindendir.

Tabii bitki örtüsü Akdeniz bölgesinde iklim ve relyef şartlarını sadık bir şekilde yansıtmakla beraber, uzun bir geçmiş boyunca insan etkisiyle yer yer derin değişikliklere uğramıştır. Özellikle yazların kuraklığı ve yağışların şiddetli sellere meydan vermesi sözü geçen değişiklikleri büsbütün kuvvetlendirmiştir. Bölgede orman doğrudan doğruya deniz seviyesinden başlar, fakat bu alçak kesimlerde kurakçıl orman (maki) karakteri gösterir. Bu karakter 700-800 m. ye kadar kesinlikle devam ettikten sonra daha yükseklerde yavaş yavaş hafifler. Akdeniz ikliminin tanıtıcı bitkisi olan zeytin ağacı, Mersin meridyeni üzerinde, Toros yamaçlarında bir yerde 1 100 m. de görülmektedir ki bu zeytin ağacı için hemen de bir rekor yükseltidir. Akdeniz bölgesi ormanları kıyıdan itibaren batıda 2 000, doğuda 2 200 m. ye kadar çıkar. Ormanın bu üst sınırı iç kesimlerde 2 400 m. ye varır. Bu orman, alçaklarda kızılçam ile başlayarak yükseklere doğru karaçam, Akdeniz köknarı ve ünlü sedirleri (Cedrus libani) ihtiva eder. Amanos dağlarının yüksek kesimlerinde, bölgenin başka taraflarında görülmeyen kayın ağacına rastlanır. Bölgenin alçak kesimlerinde engebeli alanlar maki’nin yayılma sahasıdır. Yerel şartlar, maki içinde higrofil ağaç topluklarına (yeraltı su tabakasının yakın olduğu alanlarda) hatta taban ormanlarına yayılma imkân verdiği gibi, kireçli kurs minlerde esliz garrip’lere de yer hazırlar. Ovalar, genellikle yarın koruyan ot hakilerin yayılma alanıdır.

Hidrografya. Akdeniz akarsu havzasının sınırları çok yerde bölge sınırlarına uymaz. Genellikle doğu kesiminde sözü geçen havza bölge dışına taştığı halde batıda bölge sınırlarının gerisinde kalır. Böyle olmakla beraber, bu kesimde (Göller ve Teke yöresinin) kireçli kayaçların çok yer tutması yüzünden hidrografik sınırların kesinlikle çizilmesi mümkün olmaz. Bununla beraber yüzeyden akışı bulunmayan geniş alanların yeraltı çığırları ile Akdeniz havzasına su boşalttığı bilinmektedir. Akdeniz havzasının bir özelliği de İç Anadolu’nun büyük ırmakları kuzey dağlık kenarını yarıp Karadeniz’e ulaştığı halde, İç Anadolu’dan doğup Toros Dağları’nı yararak Akdeniz’e dökülen akarsular yoktur. Doğuda Seyhan ve Ceyhan ırmakları Toros sıraları arasından doğmaktadır. Yalnız Seyhan’ın bir kolu olan Pozantı çayı bir kaynağını İç Anadolu’nun kenarına kadar ilerletmiş fakat o da dağların öncü tepelerinden öteye sokulamamıştır. Bunun bir sonucu Akdeniz bölgesinin kenarlarında bir kısım toprakların endoreik (dışarıya akışsız) havzaya dahil bulunmasıdır. Beyşehir gölünün fazla suyunu Konya ovasına boşaltan Çarşamba suyu ile Burdur gölüne güneyden dökülen Baz çayı bu kesim akarsularına misal verilebilir.

Akdeniz bölgesi akarsularının başka özellikleri, bunların çoğunlukla dağ suyu karakterinde oluşları ve bu karakteri deniz yakınlarına kadar korumalarıdır. Yatak eğimleri genellikle fazla, akışları hızlı, taşıma güçleri yüksektir. Bu durum, Akdeniz akarsularının düzensiz bir rejime sahip olmaları sonucunu verir. Yüksek dağlardan doğanlar daha ziyade ilkbaharda, diğerleri kışın kabarır, yazın fakirleşir. Bununla beraber karst olaylarının yaygın bulunduğu kesimlerde su bol kaynaklarla beslenme sebebiyle Antalya körfezine dökülen akarsularda yaz fakirleşmesi bir ölçüde azalır.

Hatay ovası ortasında alüvyon barajı ile meydana gelmiş Amik gölü ile birer deniz kulağı durumunda olan Çukurova kıyı gölleri (Akyatan ve Akyayan) dışında Akdeniz bölgesinin doğu bölümünde durgun su alanları yok denebilir. Buna karşılık batı bölümünde, bu bölümün bir yöresine ad verdirtecek kadar çok sayıda ve büyük göller vardır. Bu yöredeki göllerin çoğu tektonik asıllı çukur alanlarda yer almış karst olaylar ve normal birikim süreci ile şekillenmiştir. Yörenin dört gölünden batıdaki ikisi (Burdur gölü, Acıgöl) dışarıya akışsız ve suları tuzlu, doğudaki ikisi (Eğridir ve Beyşehir) dışarıya akıntılı ve suları tatlıdır. Eğridir gölü fazla suyunu Kovada gölüne ve onun ayağı ile Aksu’ya gönderir. Bu yörede daha birtakım göl (Kestel, Söğüt, Salda vb.) vardır ve bunların bazıları yazın kurur. Nihayet Teke yöresinin yüksek dağları üzerinde buzul-karst asıllı bazı küçük göllere rastlanır.

Nüfus ve yerleşme: Akdeniz bölgesinde yer alan 8 ilin nüfus toplamı 3 817 700, buna göre km³ ye düşen ortalama nüfus sayısı 38.6, şehirler dışındaki nüfus (kir nüfusu) yoğunluk ortalaması ise 23.7’dir. Her iki sayı da Türkiye’ye ait ortalamalara (41 ve 27) göre düşüktür. Gerçekte dağlık alanlar çok tenha (Akseki ilçesinde nüfus yoğunluğu 10, Saimbeyli ilçesi 12), hiç değilse Türkiye ortalamasının yarısı kadar veya daha az (Mut ilçesi 15, Göksun 20), ovalar ise genellikle bir dereceye kadar daha nüfuslu (Karataş ilçesi 24), ya da kalabalıktır (Hatay ovasında yer yer 50’den fazla).

Akdeniz bölgesinde şehir nüfusunun toplam nüfusa oranı (yüzde 39,9), Türkiye ortalamasının (yüzde 36,5) üstündedir. 3 000’den fazla nüfuslu şehir ve kasabaların sayısı 80’e varır, 10 000’den fazla nüfuslu olan şehirler sayısı 28, 50 000’den fazla nüfuslu olan şehirler ise 8’dir. Sadece bir tek şehrin nüfusu 100 000’i aşmaktadır (Adana 289 900 oranı, gerek şehir sayısı bakımından bu nüf.). Akdeniz bölgesi gerek şehir nüfusu oran ve sayının çok düşük olduğu Karadeniz bölgesiyle tam bir zıtlık halindedir. Bununla beraber, şehir gelişmesi Akdeniz bölgesi için oldukça yeni bir olaydır. 1927

Sayımında, bu bölgede 3 000’den fazla nüfuslu şehir ve kasabalar sayısı 29’u geçmiyor, tek bir şehrin nüfusu 50 000’i aşıyordu (Adana 72 700).

Akdeniz bölgesinde şehirleşme oldukça gelişmiş görünmekle beraber henüz kır nüfusu oranı (3000’den fazla nüfuslu yerleşmeler dışarıda bırakılmak şartı ile) yüzde 60’ı bulmaktadır. Bu nüfus genellikle toplu köylerde yaşar,

İktisat: Nüfusunun beşte üçünün şehir ve kasabalar dışında yaşaması, ayrıca şehirlerde toprak ürünleri ticaretinin çok insan geçindirmesi gibi sebepler, Akdeniz bölgesinde iktisadi dayandığını gösterir. Bölgede tarımı etkileyen başlıca şartlar, kıyı boyunda ve alçak aralarda kışların nazik yapılı bitkiler yetişmesini sağlayacak kadar ılık geçmesi, buna karşılık, bitkilerin suya en fazla istekli oldukları sıcak yaz mevsiminde yağmurdan faydalanamamalarıdır. Bu yüzden, sözü geçen kesimlerde tarımın çeşitlenmesi ve kuru topraklar üzerinde yayılmak için sulama zorunluluğu vardır. Denizden ayrılmış yüksek ovalar ise İç Anadolu bozkırlarını hatırlatmakla beraber bunlar daha nemli ve bitkileri daha çeşitli, çevreleri daha ormanlık bir görünüşe sahiptir. Akdeniz bölgesinin kıyı kesimlerinde tahıl ekiminin, sanayi bitkileri ekimine az çok yer bırakmakla beraber yine de önemini koruduğu görülür. Bunda, sulama işlerinin bölgede henüz her tarafa yayılmamış olması, gübrelemenin yeteri kadar gelişmemesi ve bir de buğday ve arpanın sanayi bitkileri ile nöbetleşe ekilme geleneği önemli rol oynar. Bölgenin iç kısımlarında ise tahıl ekimi İç Anadolu’ya yakın bir oranda başka ekimler arasında önem kazanır. Genel olarak bölgenin bütün illerinde buğday başta gelir ve arpa ikinci sırayı alır. Bununla beraber bölgede buğdayın payı Türkiye üretimine göre yüzde 11’1 (1,04 milyon ton), arpada ise yüzde 10,5’i (390 000 ton) geçmez. Üçüncü sırayı yulaf alır. Yulaf bölgenin her tarafında ekilmese de üretim toplamı (120 bin ton) Türkiye toplamının üçte birini bulur. Çavdar ise bu toplamın yüzde 6’sını geçmez. Pirinç, Akdeniz bölgesinde eskiden beri ekilmekteyse de illerin, Türkiye pirinç üretimindeki sırası hızlı değişikliklere uğramaktadır. Son yıllarda Adana (Yukarıova), Maraş ve İçel başta gelmekte, Hatay ve Antalya illeri de gerilemiş görünmektedir. Bölgenin pirinç üretimi Türkiye üretiminin yüzde 20-25’i arasında değişmektedir (35.000 ton kadar). Sanayi bitkileri arasında Akdeniz bölgesini öteden beri pamuk tanıtmakta, bu mahsul başlıca gelir kaynağı durumunu yalnız korumakla kalmayıp arttırmaktadır da. Son durumda bölgenin pamuk üretim payının yüzde 55-60 arasında oynadığı görülür. Başta Adana ili (Türkiye üretiminin yüzde 30’u), bir hayli geriden, fakat kendi aralarında az farklı olarak Antalya, İçel ve Hatay illerinin takip ettiği, Maraş ilinin daha geride kaldığı, Gaziantep ili pamuk üretiminin bunlara göre az olduğu söylenebilir. Yağlı tohumlar ekiminde Akdeniz bölgesi, sahip olduğu imkanlara rağmen istenen gelişmeyi göstermemiş, susam ve yerfıstığı ekimi Türkiye toplamına göre dörtte birden fazla, hatta üçte bire yakın bir nispete vardığı halde üretim duraklama halinde kalmış, hatta bir zamanlar gelişmeye namzet görünen keten tohumu ekimi iyice gerilemiştir. Kenevir üretimi için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Tütün yalnız Hatay İlinde oldukça önemli ve Adana İlinin bazı kesimleri ile göller yöresinde de az miktarda ekilmekte, fakat bölge üretimi, Türkiye toplamına göre yüzde 2,5’i geçmemektedir. Göller yöresinde, Burdur şeker fabrikası için şeker pancarı ekilir.

Sebzecilik ve meyvecilik alanında Akdeniz bölgesinin önemli, özelliği ve geniş imkânları vardır. Genellikle Çukurova ve Antalya bölgelerinde geniş ölçüde turfanda sebzeler yetiştirilir. Meyve üretiminde dar anlamlı orta iklim türlerinden ziyade turunçgiller üretimi önem kazanır. Bu bakımdan Antalya yöresi ve Toroslarla Amanos’ların kıyı şeridi basta gelir. Ağaç sayısı ve mahsul bakımından İçel ve Antalya illeri ön sırayı alır, bunları Adana ve Hatay takip eder. 1966’da bu illerde turunçgil ağaçları sayısı 9,3 milyonu geçmekte, meyve ise (portakal, limon, mandalina, greyfurt vb.) 404 000 tona varmaktaydı (Türkiye toplamının yüzde 79 ve yüzde 88 payları). Bununla beraber, üzüm bağları bölgede oldukça geniş yer tutar ve yalnız kıyı kesiminde (özellikle İçel) bulunmayıp iç kısımlarda da (başta Gaziantep, sonra Maraş) gelişir. Zeytin ağacı ise bir Akdeniz bitkisi olmakla beraber bölgede Türkiye zeytinyağı üretiminin ancak yüzde 16’sı üretilir. Zeytinlikler en çok Gaziantep ilinde bulunmakta (başlıca merkez Kilis) onu Hatay takip etmektedir. Nihayet Antep fıstığının dörtte üçü Gaziantep ilinde yetişmektedir.

Hayvancılık bakımından Akdeniz bölgesinin bir özelliği küçükbaş hayvanlardan koyunun (2 380 000) keçi sayısından (3 830 000) az oluşu, koyun mevcudunun Türkiye’ninkine göre yüzde 7’yi geçmesine karşılık keçi mevcudunun yüzde 25’e varmasıdır (İçel ilinde 217 000 koyuna karşı 750 000 keçi, Antalya ilinde 411 000 koyuna karşı 1 040 000 keçi). Batı ve Orta Toroslar, keçinin çok olduğu alandır. Yaz kurakları, bu yörelerde dağ otlaklarından faydalanmayı gerektirmekte, eskisine göre bir gerileme olmakla beraber göçebe çobanlığa yol açmaktadır. Sığır sayısı az (1 190 000. Türkiye mevcudunun yüzde 8,6’sı), manda çok az (yüzde 3,4) olduğu gibi, eşek sayısı (1 990 000. Yüzde 13,5), at sayısından (1 204 000. Yüzde 11,1) çok fazladır. İpekböceği Antalya ilinde yetiştirilmekte, 1966’da (43 ton yaş koza), Hatay ve İçel de ikinci ve üçüncü sırayı almaktadır. Sanayi, nüfusun oldukça sık, ziraat ham maddelerinin bol olduğu Adana yöresinde, ham maddenin kolay getirilip ihraç edilebileceği limanlarda (İskenderun, Mersin) gelişmiştir. Besin ve dokuma sanayii (Adana, Tarsus, Antakya), kimya sanayii (İskenderun, Mersin), süperfosfat, petrol rafinerisi başta gelir. Bölgenin yeraltı zenginlikleri arasında en yaygın olanı kiomdur; Adana ovası ile çevresinde (Bulgar dağı), Hatay ve Gaziantep yörelerinde petrole rastlanmıştır. Bununla beraber iktisadi faaliyete yön değiştirtecek zenginlikte kaynaklar henüz bulunamamıştır. Orta Torosların bazı maden yatakları ya tükenmiş (gümüşlü kurşun) veya henüz ele alınmamıştır (demir vb.).

Akdeniz bölgesi ulaşımında doğu kesiminin iki limanı, İskenderun ile Mersin, Türkiye’nin dış ticaretinde önemli yer tutar. Adana ovasının iskelesi olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında doğan Mersin, liman tesislerine ancak son yıllarda kavuşmuştur. Hatay’ın Türkiye’ye katılmasıyla İskenderun, Mersin’in iktisadi rolünü paylaşmağa başlamıştır. Adana ovasının iskelesi olan Mersin, aynı zamanda petrol rafinerisiyle etkinliğini arttırabilmiştir. Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu’nun önemli bir kısmının iskelesi olan İskenderun’un ileride devlet hudutlarını aşacak bazı imkânlara sahip olduğu söylenebilir. Şimdi güneydoğu petrolleri bir boru ile Dörtyol yakınında kıyıya indirilmektedir.

İleride İran ve belki bir kısım Irak petrollerinin de burada kıyıya indirilmesi beklenmektedir. Bölgenin doğu kesimindeki bu iki limanın üçte ikiden fazla faaliyeti yabancı gemilerle sağlanır. Batı kesimindeki iskelelerin önemi ise ticari olmaktan çok turistiktir (Fethiye, Antalya, Alanya).

Demiryolları yine doğu kesiminde Akdeniz kıyısına inmektedir (İskenderun ve Mersin). Buna karşılık batı kesiminde ancak karayollarının iç bölgelerden geldiği (Konya-Silifke, Konya-Akseki-Manavgat doğusu, Burdur-Antalya yolları) veya İskenderun-Antalya arasında (Adana ovası hariç) kıyıyı boyladığı (Mersin-Silifke-Anamur-Alanya-Antalya) görülür. Bölgenin göller yöresi İç Anadolu’ya ve Ege bölgesine oldukça iyi bağlandığı halde Teke yöresi henüz bölgenin ulaşım bakımından en elverişsiz kesimi durumundadır.

Yorum Ekle

Click here to post a comment